Güvencesiz çalıştırma ve “Tekel etkisi” – Erhan Güneş (Devrimci Sağlık-İş Eğitim ve Örgütlenme Uzmanı)
Devrimci Sağlık-İş, Adana Balcalı Hastanesi işçileri önemli bir “kazanım” elde etti. Çalışma Bakanlığı şu günlerdeki düsturlarına taban tabana zıt bir karara imza atmak zorunda kaldı. Ancak herkes Tekel direnişine odaklandığından olsa gerek, Adana’daki “kazanım”, güvencesiz çalışan işçilerin dışında herkesin “gözünden kaçmış” görünüyor. Hatırlatmakta fayda var: 1200 “taşeron” sağlık işçisi, Çalışma Bakanlığı’nın kararıyla yıllardır hizmet ürettikleri hastanesi’nin “kadrolu işçisi” oldular.
Tekel işçilerine, itfaiyecilere, ataması yapılmayan öğretmenlere tek tek çatarak “işsizliği ve güvencesiz çalışmayı kabul edeceksiniz başka yolu yok” diyen AKP’nin Çalışma Bakanlığı’ndan nasıl olup da böyle bir kararın çıktığı tartışmaya açık. Ama sonuç üzerinden hareket etmek gerekirse ortada “güvencesizliğe karşı mücadele” hanesine yazılmış çok önemli bir kazanımın olduğu bilinmeli. Yani bu kazanımın “hukuki” niteliğinden çok “politik yönüne” dikkat edilmeli! Peki, ama neden ve nasıl?
Tayyip, Tekel işçisine (ve topun ağzında sırasını bekleyen “güvenceli işçilere”) her seferinde milyonlarca asgari ücretliyi ve işsizi işaret ederek “kaderinize” razı olun, evinize dönün diyor. Yani güvencesizleştirmek istediği işçilere, diğer bir deyişle “yeniden işçileştirilme sürecinde olan geleneksel işçi kitlesine” her seferinde “zaten kronik işsiz olan ve güvencesiz çalışan yeni işçi kitlesini” örnek gösteriyor.
Aslına bakarsanız Tayyip, bu örnekle “akıllıca” bir benzetme yapıyor. Çünkü bu işçi kitlesinin (yeni işçi kitlesinin) neredeyse tamamı ne sendikalı ne de haklarını alabilmek için herhangi bir “harekete” sahipler. Ne başvurabilecekleri bir kapı ne de bu konuda herhangi bir perspektifleri var. Tayyip için, neoliberalizmin mağduru olan bu “doğuştan lanetlilerden” daha iyi bir örnek var mı? Güvencesiz çalıştırmanın en beter formlarından bir tanesi olan taşeron sisteminde çalışan işçi sayısı sadece sağlıkta 150 bini aşıyor. İşsiz ve güvencesiz çalışan işçilerin sayısı bugün 20 milyonu geçti. Yani günümüzde “ana gövdesi” güvencesiz çalışan bir işçi sınıfı profili var.
Peki, bu “ana gövde”de hiç mi kıpırtı yok? Kuşkusuz var. Örneğin eğitim emekçileri. Ataması yapılmayan öğretmenler geçtiğimiz günlerde bir miting yaptılar. Fakat, güvencesiz eğitim emekçileri güvencesizliğe karşı mücadeleyi net bir politik tercih olarak önlerine koydukları ve sürekliliğini sağlayabildikleri bir forma ulaştırabilmiş değiller. Ve bu konudaki adres olabilecek Eğitim-Sen’in konuya ilgisi sıfır. Eğitim-Sen yöneticileri geleneksel iş kolu engelini “bahane” ediyorlar ama sorunun kökeninde fiili ve meşru mücadele geleneğinden gelen bir örgüt olmasına rağmen “geleneksel zemine ısrarla kendini hapsetme, yenilenmeme, politikasızlık” ve “örgütsel atalet” yatıyor.
İstanbul’da itfaiyeciler de taşerona karşı başkaldırıya “giriştiler”. Mücadeleleri “güvencesizliğe karşı hak mücadelesi” iken Belediye önünde kurdukları çadırlarına “demokrasi çadırı” ismini vermeleri bile yaptıkları mücadeleye “yabancılıklarını itiraf eden” itfaiyeciler mücadelenin sonunu getiremediler ama bir şeyi açık etmiş oldular: Geleneksel sendikal merkezler neoliberal güvencesiz istihdam saldırısına karşı hangi politik stratejiyle nasıl mücadele edileceğini bilmiyorlar.
Bunlara farklı alanlarda gelişen küçüklü büyüklü hareketlenme ve eylemlilikleri de eklemeli. Fakat mücadelenin bütünlüklü ve programlı bir şekilde “güvencesiz işçiler hareketi” içerisinde birleştirilmesi bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor.
Devrimci Sağlık-İş’in Adana’daki kazanımının politik niteliği burada anlam kazanıyor. Neoliberalizmin emek piyasasında ana gövdesini işsizlerin ve güvencesiz işçilerin oluşturduğu 20 milyonu aşkın kitle örgütlenmek zorundadır. Örgütlenebilir. Ve “kazanılabilir”. Çünkü Tekel direnişinin de açığa çıkardığı gibi AKP’nin zayıf karnı “güvencesizliğe karşı mücadele ve hak mücadeleleridir”.Tayyip’e yatağında takla attıran Tekel direnişi yarın bir gün bitecek. Sonucu ne olursa olsun herkes “bu direnişten çok şey öğrendik” diyecek! İşte o zaman Tayyip’in örneğinin akıllarda kalmasından daha iyi bir ders çıkarılabilir mi bilmiyorum. Çünkü Adanalı taşeron sağlık işçisinin yaptığının yanına iki tane daha koyduğumuzda “TEKEL ETKİSİNİN” ikiye katlanması işten bile değil.